reklam MP3 DİNLE

Türkiye’de radyoculuğun ilk yılları

Teoman Yazgan’ın kaleminden Türkiye’de radyonun ilk yılları ve insanlar üzerindeki etkileri.

Daha ilkokula başlamadan önce, 1940’lı yıllarda, babamın özene bezene aldığı Philips marka radyodan, Gaziantep’ deki evimize kadar ulaşan şarkıları, türküleri, memleket saat ayarını ve de o ünlü gong sesini dünkü gibi hatırlıyorum. İkinci Dünya Savaşı haberlerini ustaca analiz eden ve de yıllar sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde hocam da olan Ahmet Şükrü Esmer’in o ikna edici yorumlarını, Feridun Fazıl Tülbentçi‘nin hazırlayıp Adil Kürşat’ın o inanılmaz ses tonuyla sunduğu “Geçmişte Bugün” programlarındaki heyecanımı, hele hele Ayşe Abla’nın hazırlayıp yönettiği, haftada bir yayınlanan “Radyo Çocuk Kulübü” programlarını nasıl merakla beklediğimi, ya da daha o yaşlarda bile müziğe yatkın kulağımla, Muzaffer Sarısözen’in hazırlayıp sunduğu “Yurttan Sesler” korosundan dinlediğim o güzelim türküleri unutmam mümkün mü? Şöyle bir hatırlıyorum; Sarısözen Hoca’nın, bende derin izler bırakan o kendine özgü sesinden bir türkü anonsu: “Şimdi de Orta Anadolu’dan bir türkü… “Keklik idim vurdular, Kanadımı kırdılar, Daha ben ne idim ki. Anamdan ayırdılar..” Yıl 1944 falan olmalı… Bütün Türkiye’nin kulağı Ankara Radyosu’nda… Gazeteleri sorarsanız, İstanbul’dan Anadolu’ya doğru dürüst bir ulaşım sistemi yok… Haftada iki gün toplu olarak ve gecikmeli alınabiliyor. İstanbul Radyosu ise henüz yayında değil.

Şunu rahatlıkla belirtmek gerekir ki, Türk Halkı Cumhuriyetle birlikte ne öğrendiyse Ankara radyo dinlemeyi AnkaraRadyosu’ndan öğrendi. Sözgelimi Türk Müziği’ni, Halk Müziği’ni, Senfonik Müziği, Tiyatro’yu ve belki de güzel ve doğru konuşmayı bile… Ta 1928’lerden âdeta bir Halk Üniversitesi.. Bugünlerin sanki bir “Açık Öğretim Kurumu…” Buna içtenlikle inanıyorum. Öte yandan Ankara Radyosu, sanatçıları, spikerleri ve teknik görevlileri için de, tam anlamıyla farklı bir okul… O kadar ki, bu ocak’tan yetişen bir spikeri hemen farkedersiniz…

Ya da dinlemekte olduğunuz “Fasıl Heyetleri”nden hangisinin Ankara Radyosu yapımı olduğu hemen anlaşılabilir. Cumhuriyet’den sonra, kültürel hayatımıza damgasını vuran, hemen hemen bütün sanatçılar bu ocak’tan yetişmiştir. Bütün bu nedenlerle, Türk Halkı’nm bugün için ulaştığı kültürel seviyenin temelinde, mutlaka Ankara Radyosu’nun çok önemli katkıları vardır diye düşünüyorum.

Bu açıdan bakıldığında TRT Kurumu’nun günümüzde ulaştığı bu görkemli seviyenin alt yapısını da, yıllar boyu Ankara Radyosu’nun oluşturduğu ifade edilebilir. Sanırım böyle bir kitap hazırlamaktaki temel amacım, bu denli önemli bir kuruluşun, âdeta bir belgesel niteliğinde, yeni kuşaklara da tanıtılması, çoğu hayattan ayrılan sanatçıların, programcıların, yöneticilerin, teknik görevlilerin, kısacası emeği geçen herkesin yeniden hatırlanmasıdır. Bunun için özellikle o günkü ismiyle “Başvekâlet Matbuat Umum Müdürlüğü”nün çıkardığı aylık “Radyo” dergisinin bulabildiğim sayılarını, titizlikle incelemem gerekti. İlk sayısı 15 Ekim 1941 tarihini taşıyor.

Bilmem ki bu öyküye nereden başlamalı.. Haftanın 6 günü, Nurettin Artam’ın hazırlayıp sunduğu “Radyo Qazetesi”nden mi? Dr. Galip Ataç’ın “Evin Saati”nden mi? Falih Rıfkı Atay’ın “Güzel Türkçemiz” adlı programından mı? Ahmet M. Dranas’ın ” Şiir Sa- ati”nden mi? Haşan Ferit Alnar’ın yönettiği “Radyo Senfoni Orkestrası Konserleri“nden mi? Mesut Cemil Tel’in tambur sololarından mı? Nurettin Çamlıdağ’ın içli sesinden ya da Sarı Recep’in bağlamadaki ustalığından mı? Perihan Altındağ, Ahmet Üstün, Sabite Tur veya Mualla Mukadder Atakan’ın, o doyumsuz güzellikteki canlı yayınlarından mı? Nereden başlamalı.

Gerçekten bir döneme damgasını vurmuş yüzlerce yüce insan arasından bir seçim yapmak o kadar zor ki… Artık ne yapalım. Biraz da tarih sırasını gözeterek işin bir ucundan anlatmaya başlayalım..Ama inanmanızı isterim ki, bunları yazmaya başlarken bile kış akşamları Gaziantep’de yatılı okula dönerken, civardaki açık radyolardan ister istemez dinlediğim, Andon Efendi’nin Hüseyni Peşrevi’nden aldığım tadı aynen hissediyorum. Ankara Radyosu’ndan bütün bir Anadolu’ya yayılan “Hüseyni Faslı..,”

1970’li yılların başlarından itibaren, Türkiye Radyoları’nda meydana gelen gelişimleri, sanırım televizyon yayınlarındaki gelişmelerle beraber ele almak gerekecek… Aslına bakılırsa, televizyon yayınlarının, bu kadar kısa sürede kendini kabul ettirebilmesi büyük ölçüde, Ankara ve İstanbul Radyoları’nm alt yapısına dayanmış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yıllardan itibaren. Radyo ve Televizyon dünyasında gözlemlediğimiz olayları ise, ayrı bir kitap olarak ele almayı düşünüyorum.

Teoman Yazgan

https://www.radyodinle.online/

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Pin It on Pinterest